Tanrı rızası için, güzel bir maç lütfen.
Güzel bir oyun gördüğüm zaman da bunu sağlayanın hangi takım ya da ülke olduğuna bakmazsızın bu mucize için şükranlarımı sunuyorum...'
Eduardo Galeanno'nun kaleminden dökülen bu cümleler beni, sadece beni değil dünyadaki yüz milyonlarca futbolseveri anlatıyor.Günlerce, aylarca Dünya Kupası'nı bekledi 'iyi futbol dilencileri'.Ama beş gündür dualarımız kabul olmuyor.Dört gündür maçlar ve bilgisayarla pek haşır neşir olamadım, çoğu maçı da yarım yamalak seyrettim.Seyrettiğim maçlar sanki Dünya Kupası değil de sıradan bir ülkenin alt liglerinden sıradan birkaç maç gibiydi benim için.Bu gün ben de çoğu 'güzel futbol dilencisi' gibi umutluydum güzel futboldan.Fildişi, Portekiz, Brezilya ve tuttuğum takım Slovakya'nın maçlarını izlemek keyifli olacaktı.Önceki dört güne nazaran güzel bir gündü ama ben hala Dünya Kupası'ndan istediğini alamamış bir 'iyi futbol dilencisiyim.'.

Günün ilk maçı Slovakya ile Yeni Zelanda arasındaydı.Maçın favorisi Slovakya'ydı ama önceki günlerde oynanan maçlardan birçok sürpriz sonuç çıkmıştı.Maç boyunca daha iyi oynayan taraf Slovakya oldu.Özellikle Teknik direktör Vladimir Weiss Sr.'ın kendisiyle aynı adı taşıyan oğlu Vladimir Weiss Jr. bana göre sahanın en iyisiydi.Genel olarak Slovakya daha atak oynuyor ama gol bulamıyordu.Ancak Yeni Zelanda'daki savunma hataları golün yakın olduğunu gösteriyordu.İkinici yarının hemen başında Vittek'in kafa vuruşuyla gelen gol düşüncelerimi doğruluyordu.Golü bulduktan sonra ikinci golü arayan bir Slovakya vardı, birkaç poziysonu da değerlendirememişlerdi.90+3'te televizyonlarımızı kapatmaya hazıranırken gelen Reid'in attığı gol futbolun adaletsizliğini tekrar bizlere gösterdi ve Slovakya için pazar günü oynanacak Paraguay maçının önemi bir kat daha arttı.

Günün ikinci maçı Fildişi-Portekiz...Herkesin heyecanla beklediği, bu sefer bol gol izleyeceğiz dediği maç.Ama sonuç 0-0.İki takım da Brezilya'nın kendilerinden daha iyi olduğunun farkındaydı.Bu maçı alamasalar da en azından yenilmemeleri gerektiğini biliyorlardı.Oyunlarını da bunun üzerine kurdular.Aslında gol ve gollerin gelebilceği bir maçı ama olmadı.Drogba ve Keita'nın oyuna girmesiyle Fildişi açısında oyun biraz daha renklendi ama onlar da skoru değiştiremedi.

Ve günün son maçı Brezilya-Kuzey Kore...Brezilya FIFA sıralamasında 1., K.Kore ise 105. sırada.Herkes Brezilya'dan 4-5 gol bekliyor.Ama Kore öyle bir savunma yapıyor ki...Bir Osmanlı'nın Plevne savunması, bir de İnter'in Nou Camp savunması böylesine şanlı bir savunmadır.Kuzey Kore gibi politikalarıyla herkesin antipatisini toplayan bir ülke, futbolla bir anda hepimizin sevgisini kazandı.Zaten Türk halkı olarak hep güçsüzün ezilenin yanındayız, bir de milli marşı okunurken ağlayan Kuzey Koreli futbolcuyu görünce bizim kayışlar koptu.Brezilya'da Dunga'nın öz evlatları Robinho ve Elano maç boyunca iyi bir performans sergileyerek takımı sırtlayan oyuncular oldular.İlk yarısı 0-0 biten ve herkesi şaşırtan maçın ikinci yarısında Brezilya, Macion'un fizik kurallarına aykırı golüyle 1-0 öne geçti.Tempoyu düşürmeyen Brezilya Robinho'nun güzel pasını aynı güzellikte bir vuruşla tamamlayan Elano Brezilya'yı 2-0 öne geçirip Kuzey Kore savunmasını bozguna uğratan bir komutan edasıyla Robinho le beraber sambasını yaptı.Yine tam maç bitiyor derken Ji Yun-Nam Brezilya ağlarına gönderdiği top durumu 2-1'e getirmdi ve Kuzey Kore'yi dünya şampiyonu olmuşçasına sevindirdi.
Bana göre 5 gün boyunca oynanan 14 maç içinde en güzeli Brezilya-Kuzey Kore maçıydı.'Basit bir iyi futbol dilencisi' olarak her iki takıma da şükranlarımı sunarım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder